Sınav Dönemindeki Çocuğunuza Nasıl Destek Verirsiniz?

Sınav dönemindeki çocukların anneleri ve babaları, çocuğun başarısını yükseltmesi için hangi tutumu sergilemeli? Evet. Asıl soru bu. İlgili ebeveynler bu konuda kendilerini bir yoklayıp, aile içinde nasıl bir etkisi var, bunu değerlendiriyor. Çocuğun sınav başarısına, pozitif etki oluşturacak tutumları kazanmaya çalışıyor. Bu harika bir şey. Bu satırları okuyan sevgili anne-baba. Seni tebrik ederim. Çünkü kendinle uğraşmaya, kendini geliştirmeye gayret ediyorsun.

Önce resmin tamamını görelim. Veya hatırlayalım.

Çocuğunuz anaokulunda formal eğitime başladığında ‘öğrenci’ sıfatını aldı. Ve performansı değerlendirilmeye başlandı. Yetenekleri, sosyal becerileri, öz bakım becerileri gibi sorumlulukları puanlarla değilse bile sözlü ifadelerle değerlendirildi. Dediler ki ‘orta, iyi, çok iyi’ ya da ‘geliştirilmesi gerek’. İlkokulda ise puanlamalarla ona ve siz ana-babasına notlar verildi. Eee, çocuk öğrenci olunca sizler de ‘veli’ oldunuz. Özellikle ilkokul yaşantısında o karneler hani ‘Öğrencim karneyi sana veriyorum anam-babam sen anla!’ niteliğindeydi.

Ortaokulun ilk yıllarında da süreç buna benzer yaşandı. Ancak 7. Sınıfa başlayınca ‘kaz ayakları’ gündeme geldi. Hayır. Göz çevresindeki kırışıklıklar değil efendim. ‘Kazın ayağı öyle değil.’ anlamında. Çünkü yakın bir zaman sonra çocuğun akademik performansının ‘objektif’ olarak değerlendirileceği fark edildi. Onun akademik başarısı, onu ve sizi tanıyan öğretmenler tarafından değil; MEB’in LGS dediğimiz Merkezi Sınavıyla değerlendirilecekti. İşte ‘sınav dönemi’. Aslında sınav dönemin ilki. Sonrasında da lise yıllarının neredeyse tamamını tesiri altına alan YKS, yani üniversite giriş sınavları gündeme geliyor.

Peki, çocuğunuzun sınav başarısında en etkili faktörler nelerdir?

Başlıktaki sorunun cevabını şimdi vereyim. Ancak devamını okumamazlık etmeyin.

Cevap: Sınav dönemindeki çocuğa yardımcı olmak için ‘sohbet edilebilen ana-baba olunuz.’ Çünkü sohbet terapötiktir. Yani sağıltıcıtır. Yani iyi gelir. Terapistleri, terapist yapan iletişimin iyileştirici gücünü kullanabilmeleridir. Bir blog yazısında böyle teknik bir terim vermemin sebebi ‘bunu öğrenin ve uygulayın’ demek değil. İletişimin gücünü anlayın veya fark edin diye yazıyorum.

Biliyor musunuz? Velilerle bir araya geldiğimde hatta meslektaşlarımla sohbetlerde en sık duyduğum cümleler: ‘Ona anlatıyorum. Onunla konuştuk. Ona hep söylüyorum.’ oluyor. İyi ama bu iletişim biçimleri ‘sohbet etmek’ değil ki. Bakınız sohbet edebilmek, sohbet edilebilen birisi olmak öğrenilir. Belki yaşantının doğal akışı içinde deneyimle öğrenilmiştir veya bu konuya odaklanıp; okuyarak veya eğitim alarak öğrenilir. Biliniz ki sohbet bir yetenekten çok ‘beceridir.’ Ve beceriler kazanılır.

Ne kadar hoş sohbetisiniz?

Şimdi bir anket oluşturuyorum. Bir iki kısa ifadeden oluşan beş soruluk bir anket. Puanlama yok. Aman sınav kaygısı yaşamayın. Amacım farkındalık oluşturmak. Kendinizi değerlendirmenize yardımcı olmak istiyorum. Yanıtlarınızı aklınızda tutun veya bir kenara not alın.

  1. Sizce ailenizle yaşadığınız yer bir ev mi yoksa bir yuvada mı?
  2. Gün sonunda aile bireylerinizle yaşadıklarınızı, tanık olduklarınızı, duyduklarını, konuştuklarınızı paylaşıyor musunuz?
  3. Yemek masasından başka zamanlarda da bir araya geldiğiniz oluyor mu?
  4. Gün içinde ailenizle televizyonun, telefonun olmadığı, yani ekranlara bakılmadığı, ekranların kapalı olduğu ortamları paylaşıyor musunuz?
  5. 10 dakika kadar yan yana, karşılıklı, herhangi bir işle uğraşmadan (baş başa-siz size) zaman geçirebiliyor musunuz?

Sınav dönemindeki çocuğunuza vereceğiniz en etkili destek

Soru bankası almak. Kolay iş. Kursa yazdırmak. Kolay iş. ‘Derslerini çalıştın mı?’ diye sormak yanıta göre ‘niye, ne kadar, kaç saat, ne zaman, doğru mu’ gibi hafiye sorular sormak… Kolay iş. Onu okula götürmek, akşamüstü almak. Kolay iş. Yemeyip yedirmek, giymeyip giydirmek. Olağan iş. Fakat sınav dönemindeki çocuğuyla ‘candan cana’ iletişim kurmak, ‘gönülden gönüle bağ kurmak’ meselesi… Bu maalesef söylemesi kolay olan işlerden.

İyisi mi?

Malumunuz, sınav döneminde hedefleri olan bir genç konular öğrenip, testler çözüp forma girmeye, formda kalmaya çalışır. Hep yetişmesi gereken konular, hep çözülmesi gereken testler vardır. Bu motivasyonda olmasa bile yapması gerekenleri bildiğinden gergindir. Bu gerilimle başa çıkmanın tek yolu, sınava dair bir uğraş içinde olmaktır. Bu konuda ayrıca yazacağım. Ancak size diyeceğim iyisi mi, çocuğunuz ders çalışırken siz de kitap okuyun.

Ne tür kitaplar okumanız gerektiğini de önereyim

O sınava dair çalışmalar yapıyorken siz de kitap okuyun ama öyle size çerez gibi gelen kitaplar değil. Sosyoloji, antropoloji, bilim tarihi, biyografi… Nasıl ki çocuğunuz istemese de o kaynak kitapları kullanmak, okumak, çözmek zorunluluğu yaşıyor, siz de doğal ilgi alanınız dışında entelektüel merakla bir gelişim çabası içinde olun. Siz de yeni şeyler öğrenmek için zorlanın. Ben kitap okumak dedim ancak siz bir başka ‘kendine meydan okuma’ niteliğinde başka bir öğrenme alanı bulabilirsiniz. Yeter ki içinde kâğıt, kalem, defter, kitap gibi araçlar olsun. Böylece çocuğunuzla bir yoldaşlık yaşarsınız.

“Hocam benim çocuk kendi başına çalışmıyor, disiplini yok. Hiç doğru düzgün ders çalışmıyor.”

Bu velinin çocuk dediği genç bir insan olmuş. LGS’ye hazırlanıyorsa 14 yaşında, YKS’ye hazırlanıyorsa en az 17 yaşında bir gençten bahsediyor. Ve diyor ki “ders çalışmıyor”. Diyorum ki “Sayın veli, çocuğun akademik başarısını gündeme almak için geç kalmışsınız. Sorumluluk duygusunu o, küçücük bir çocukken, ilk oyunlarında kazanıyordu. Ders çalışma alışkanlığı ise ilkokulda kazanılıyor. Sınav dönemine girmeden çok daha önce onun öğrenim hayatına etki edecek alışkanlıkları kazanmasına fırsat vermeli ki disiplinle çalışabilsin. ” Ben böyle konuşunca veli diyor ki “Ama hocam…” diye başlayan cümlelerle savunmaya geçiyor. Ben zaten ‘ama’yı duyunca gerisini pek dinlemiyorum. Esasen yargılamıyorum. Durum hakkında bilgi sunuyorum. Olumsuz bir eleştiri gibi algılayanın kendisi bilir. Ne derler hani “Yarası olan gocunur.” Aynı o hesap.

İlla bir başarı formülü lazımsa onu da yazmıştım. Buyurun okuyunuz.

Bu saatten sonra

Benim tavsiyem, sınav dönemindeki çocuk için -ders çalışma alışkanlığı olsun olmasın- bir annenin bir babanın yapabileceği en iyi şey sohbet edilebilir olmaktır. Sınav dönemi öncesinde de, sonrasında da olması gerektiği gibi.

Çünkü sohbet edilebilen bir ailede:

  • Birey (çocuk-anne-baba) kendini kabul edildiğini bilir.
  • Güven duygusunu yaşar.
  • Başarısız olsa da değerinin azalmayacağını bilir, başarısızlıkla başa çıkabileceğini de bilir.
  • Anlaşıldığını veya ‘Bu hayatta beni anlamya çalışan insanlar var. Yalnız değilim.’ duygusunu yaşar.
  • Birey sohbet edebildiği insanların düşüncelerine önem verir, onların değerlerine ortak olur.
  • “Biz” diyebileceği bir ekibi olur, kendinde güç bulur, ‘biz’ ona dayanak olur.
  • Depresyona, anksiyeteye neden olan düşüncelerin altında tek başına ezilmez, rezilyansı güçlüdür, psikolojik bağışıklığı vardır.
  • “Bu evrende bana da yer var” gibi “Bende iş var” gibi “Benim de yapabileceğim şeyler var” inancı kazanır.

Sınav mı? O iş kolay. Hele şöyle sohbet edebilen aile gibi aile olalım da. Her hâlükârda kazanırız.

Mekânı Cennet olsun Doğan Hocam bir ömrü sohbete adadı. Bize öğretti. İlham verdi. Bu kadar okudunuz, üstadın şu yazısını da okuyun dilerim. Tıklayın.

Bora Serhat Çelik

 

 
Woman portrait photo created by kues1 – www.freepik.com

Leave a Comment