ÇAĞIN İNSANI OLMAK YA DA OLMAMAK

Eğitim, içinde bulunduğumuz zamanı anlamak ve ömrümüzün geri kalanını geçireceğimiz çağ içinde bir öngörü geliştirmek, hazırlık yapmayı sağlamalı. Peki, bu ‘eğitim’ kimin işi? Sadece okulların mı? Üstelik çoğu bu çağa ait olmadığını bildiğimiz okulların ve öğretmenlerin mi?

Eğitimi bir olgu olarak ele alıp ’21. Yüzyılın Eğitimi’ kavramını da insan yetiştirmekten sorumlu herkesin sabit gündemi olması, az zamanda çok şey yapabilmenin formülü diye düşünüyorum. Anne-babalar, okul öncesi öğretmenlerinden akademideki hocalara, siyasetçilerden işletmecilere kadar bir toplumsal sorumlulukla ‘Günümüzün ihtiyacı, yarına kalmamızı sağlayacak insanlar nasıl yetiştirilir? sorusuna yanıt olacak düşünce ve tutum içinde yaşanması gerekiyor.

Çünkü mesele 21. yılda işsiz kalmamak, kariyer sahibi olmaktan çok daha fazlası ve çok boyutlu. Meselenin ülkemizin ve dünyanın yarına kalmasıyla ilgili. Ekonomi, çevre, güvenlik, barış, yoksulluk, şiddet, sağlık, eğitim, nüfus, içme suyu, tarım, sudaki yaşam, göç, teknoloji, ekoloji ve bu sözcüklerin çağrışım yaptığı hayatı yaşanılır veya yaşanılmaz kılan her şey, ‘insanla’ alakalıysa, insan bunlardan sorumluysa… Evet, başta toplumda etki oluşturan politikaları üretenler olmak üzere her birimiz bu çağın insanını eğitmekten sorumluyuz.

Eğitmek derken lütfen ‘yarının büyüklerini’ yetiştirmekten bahsetmiyorum. Beşikle mezar arasındaki her insanın eğitiminden bahsediyorum. Yani 5 yaşındaki çocuğun satın alınan her oyuncağın ve giyeceğin tabiata su, kimya ve enerji olarak maliyeti olduğunu hissetmeli, 75 yaşındaki Sakine Teyze de evinde çıkan atıkları dönüşümü konusunda yeni davranış kazanmalı.

Bu ve sonraki yüzyılın eğitimi meselesini başlık yapacağım şu ifadeyle özetleyebilirim: “Çağın insanı olmak ya da olmamak.’

Bu konuda anlatacağım şeyler olacak. Bu sayfayı da o yüzden ayırdım. Ara sıra sayfama uğrarsan sevinirim.