KIYMETİNİ BİLMELİ

Bu hayatın sana verilmiş bir armağan olduğunu kabul ettiğini umuyorum. Ve bunu bütün kalbimle diliyorum. Çünkü yaşantımızdaki tüm iyilik hali, bunun bize sunulmuş bir fırsat, bir armağan olduğu inancına sıkı sıkıya bağlıdır.

Vitrinde özenle saklanan fincana veya bankadaki mevduat hesabına gösterdiğin özenden çok daha fazlasını hak eden bu armağan bedavadan gelmedi. Belki şimdilik bir bedel ödemedik ama bu ödemeyeceğimiz anlamına gelmez. Koru, güzel kullan, olumlu yaşa, yararlı kal.

KOCAMAN BİR ‘EVET’!

‘Hayır bu olamaz.’, ‘Bu olmamalı!’, ‘Bunu hak etmiyorum.’ cümleleri hayata bakışımız hakkında çok net bilgi verir. ‘Hayatta zorluklar, engellemeler olmamalıdır. Her şey beğeneceğim şekilde tasarlanmalı ve ben onları yaşamalıyım.’

Peki bu bakış açısının gerçekçi olmadığını bu yaşımıza kadar kaç defa test ettik? Oyuncağımız kaybolduğunda, bir yakınımızın ani vefatında, çok sevdiğimiz fincanımız kırıldığında, uçak rötar yaptığında, trafik kilitlendiğinde, beklenen telefon gelmediğinde, reddedildiğimizde… Hayatın akışı içinde pek çok kez bunu tecrübe ettik. Peki öğrenmedik mi?

Yaşamın sürekli kazanmak, haklı çıkmak, keyif almak, mutlu olmak olmadığını.Her şeyin güzel olduğu ve sürekli güzel kaldığı bir ömür yaşamayı beklemek ütopya olamayacak kadar gerçek dışı. Gerçek içi olan, insanlığın bir parçası olduğumuz ve bir başkasının yaşantısında olup bitenlerin bizlerin de yaşantısında yer alması potansiyelidir.

Bu nedenle iyi ve güzel şeyler olması beklentisi kadar tatsız şeylerin olasılığına da hazır olmalıyız.

Çünkü sen ne kadar güzel, zengin, akıllı, pratik, eğitimli olursan ol, hayatın tüm değişkenlerini kontrol edebilen biri değilsin.

Bu yüzden şöyle diyorum: Nasıl ki sevdiğin insanı ‘kafana yatan-yatmayan’ her yönüyle kabul edip, sarılıyorsan hayata da böyle bakmalı. Onu olduğu gibi kabul edip kocaman bir evet demeli. Ve illa ki kabul edilebilir olması için de bireysel gayretimizi göstermeli.