KIYMETİNİ BİLMELİ

Bu hayatın sana verilmiş bir armağan olduğunu kabul ettiğini umuyorum. Ve bunu bütün kalbimle diliyorum. Çünkü yaşantımızdaki tüm iyilik hali, bunun bize sunulmuş bir fırsat, bir armağan olduğu inancına sıkı sıkıya bağlıdır.

Vitrinde özenle saklanan fincana veya bankadaki mevduat hesabına gösterdiğin özenden çok daha fazlasını hak eden bu armağan bedavadan gelmedi. Belki şimdilik bir bedel ödemedik ama bu ödemeyeceğimiz anlamına gelmez. Koru, güzel kullan, olumlu yaşa, yararlı kal.

POTANSİYEL SORUMLULUK

Her insan bir potansiyeldir. Ancak her insanın potansiyeli henüz açığa çıkmamıştır. Kişi kendini tanıdıkça ve eyleme geçme cesareti gösterdikçe potansiyeli performansa dönüşebilir.

‘Kahramanım’ dediği birinin öyküsü, okuduğu bir şiir, izlediği bir film, bir konferansta işittiği cümleler potansiyeli tutuşturabilir, onu harekete geçirebilir.

Konuşmalarımın başlangıcında bunu söylüyorum çünkü insan bu temel inanca sahip olursa gelişebilir, dönüşebilir, bu ömrü doyumlu yaşayabilir.

‘-ebilir’ diye yazıp duruyorum çünkü sana, bana rağmen olmaz. Kişi buna izin vermeli, inanmalı. Dedim ya bu ‘temel bir inançtır’, potansiyelin açığa çıkmasından kişi sorumludur.

BOŞ BELEŞ SEVİNÇLE

Mutlu olmak için iyi notlar almaya, ev sahibi olmaya, evlenmeye, çocuk doğurmaya, ünvan almaya, araba sahibi olmaya vs. vs. onaylanan biri olmaya mecbur değilsin. Evet buna ihtiyaç duyuyorsun ama mecbur değilsin.

Mecbur olmadığını da, ‘aferin’ alma ihtiyacını da kabul et.

Yalnız kalmaktan da kalabalıkta yitmekten de korktuğunu kabul et.

Sen insansın.

Ne sandığın kadar güçlüsün ne de zayıf.

Ne düşündüğün kadar güzel/yakışıklısın ne de çirkin. Olman gerektiği gibisin. Kabul et.

Sev kendini. ‘Olabildiğin’ce sev kendini. Sadece var oluşun bile kutlanmaya değer. Var olmanın sevincini duymaya çalış. Çocukken yaşadığın sebepsiz mutlulukları hatırla. Anda kaldığındaki mutlulukları.

Boş beleş sevinçlerini.

DÜN – BUGÜN – YARIN

Geçmişteki tercihlerin, bugünün armağanlarını sunmuştur. Bugün elinde bulunanlar sana kanaat edilmesi zor, pek de hoşnut olduğun şeyler değilse, geçmişteki çabalarının yeteri kadar olmadığını gösterir. Şimdiki hedeflerin ve bunlar için göstereceğin çaba ise gelecekte elde edeceklerini fena halde belirliyor. Yüzde yüz olmasa da yüzde 80 derim.

Bugün sana 1.440 dakika verdi. Bedelsiz. Sırf yaşa diye, sırf sen tasarla diye. 86.400 saniyeden bahsediyorum. Muhteşem bir şey. Dünyanın en zenginine de en fukarasına da verilen, en adil 24 saat. Nesnel koşullar farklı olsa da 24 saatin var.

Bununla ne yapmayı planlıyorsun?

Her günümüzün nasıl yaşanacağı temelde bizim tutumlarımızla belirlenir. Harika bir baba olmayı, anlayışlı bir eş olmayı, çalışkan bir öğrenci, süper etkili bir satıcı, şahane bir anlatıcı, iz bırakan bir tasarımcı veya senin kişisel hayalin neyse onu düşün. Bugün vereceğin kararlar o hayalindeki sene yaklaştırıyor.

Buna ispat istersen aç gözünü ve çevrende işini yaparken kendinden geçen, ortaya alkışlanacak bir ürün koyan, harika bir işe imza atan insanlara bak.

‘Bugün’e odaklan, ‘şimdi’de var ol ve başta kendi yaşantın olmak üzere bu dünyaya olumlu etkini yap. Dün gitgide soluklaşan bir fotoğraf, yarın ise flu, belli belirsiz. Bugün ise net, berrak ve gerçek.Her ne koşulda olursan ol tercihlerinle buradasın. Özetle diyorum ki: Yararlı, cesur, çalışkan ol ve gelecek sana hazırlansın.

ÇEKİCİ GELECEK!

Geleceğe dair seni heyecanlandıran bir tasarın varsa bugünkü tutumlarının yönü ve gücü bundan etkilenir. Nasıl ki ortada gözle görülür bir şey yokken pusulanın iğnesinin bir ucu hep kuzeyi diğer güneyi gösterir işte geleceğin insanda ki etkisi de budur.

Evet, yön veren, kendine çeken bir gelecek hayali için kafa yormalı.

İçimize dönüp bakma yeteneğimizi kullanıp sahip olduğumuz potansiyeli harekete geçirecek hayaller kurduğumuzda; beslenme alışkanlığımızdan, uyku düzenimize, paramızı neye harcadığımızdan, neler okuyacağımıza, hangi duyguları yaşamayı tercih edeceğimize dek pek çok tutum şekillenir.

Keyifli bir kariyer mi hedefliyorsun, sağlıklı ve dinç bir bedende mi yaşamayı istiyorsun yoksa aşkın hedeflerin mi var? Hayal et ve bırak o gelecek seni çeksin, bugününü şekillendirsin.

BİLİYORUZ Kİ BİR ANLAMI VAR

Bekleye bekleye ağaç olur insan ve geçen zamanın aslında ömrü olduğunu anladığında gözyaşlarıyla sular kendini… Ancak dünün geri gelmezliğine ağlamak tekrar yeşertmez onu, Maldivler’de palmiye olsa da.

Bu dünyaya okula gitmek, ardından iş güç sahibi olup emekli olacağımız günü beklemek için gelmiş olamayız. Hayvanlardan farklı; omuzlarımız üzerine konuşlanmış muhteşem kürenin ev sahibi olduğu akıl, bu gibi şeyler için fazla lüks değil mi? Sahip olduğumuz süper donanım, duygu dediğimiz manevi hâller… Tüm derdimiz iki yumruk midemizi doldurmaksa yaşantımız büyük israftır.

İçtiği gazozun gazı kaçmasın diye dertlenen insan, ömrünün soluğuna aynı ilgiyi göster(e)miyor. Bu yüzden saatlerce ekranların kuşatmasında kalesini yitiriyor. Yastıklar, verdiği yumuşaklık hissinin aksi bir sertlikle törpülüyor sayılı günü, ama o gocunmuyor.

Bora bunları yazıyorsa, sen bunları okuyorsan…Onlardan olamayız.

DEĞER KATAN BAKIŞ AÇISIYLA YAŞAMAK

Diyorum ki yaptığımız işe bakış açımızı değiştirirsek bu hayat daha çok insan için yaşanası bir hâl alır mı? Şöyle ki mesleğimizi sadece eve ekmek götürmek, çocuğumuza gelecek sağlamak, satın alım gücümüzü arttırmak, itibarımızı yükseltmek filan için değil de daha yükselten ve bence daha gerçekçi bir bakış açısıyla ele alsak.

Kişisel kanaatim, daha fazlası inandığım şey, bu dünyaya ait olmadığımız. Dedim ya kişisel. Çünkü bir varoluşsal bir gerilim yaşayıp ‘neden’ diye sorguladığımız çok oluyor. (Bu arada Viktor Frankl’ın ‘insanın Anlam Arayışı’nı tavsiye ederim).

Biteceğini bildiğimiz bu yaşamda misyonlarımız var, bunları bulmamakla ve bulduktan sonra tamamlamakla da sorumluyuz diye düşünüyorum. Öğretmeler, doktorlar ilk akla gelen meslekler ancak bir endüstri mühendisi de şirketin kârlılığı için süreçleri verimli yönetmekten başka çevre sağlığı, ürün dayanıklılığı, kaynakların verili kullanımı, israfın önlenmesi, dolayısıyla öncelikle toplumumuzun refahı ve tüm insanlığa değer katsa? Bu tutumundan dolayı öte yaşam için bonus kazanır diyorum.

Servis sürücüsü, direksiyon başında trafik kurallarını, yolcuların ve çevresinin güvenliğini gözeterek; taşıdığı öğrencilerin ‘gelecek’, işçilerin ülkeye emek veren ‘saygıya değer’ insanlar olduğuna inanarak çalışsa. Serin kanlılığı ve örnek davranışları ile küçüğe büyüğe model olsa hayır duası etmez misiniz?

Emekli öğretmen, kırtasiyeci Bektaş Amca tek bir zarf almaya gelen müşteriye bile neşelenmesi için nedenler gösteren, sevinç arttıran bir esnaf, o küçük dükkanda para kazanamayacak olsa bile daha değerli şeyler hem kazanıp hem kazandırmayacak mıdır?