MZV GENÇLİK ZİRVESİ 2019

MZV’19’da 3000 genç için hem kendilerinin hem bu toplumun hem de dünyanın yaşamına etki edebilecek bir deneyim yaşadı. 18-23 yaşlarındaki bu gençlerin arasına programın moderatörlüğünü yapan @erhanerkut un davetiyle karıştım.

Erhan Erkut Hoca, MZV’nın yürütüğü YetGen in tasarımcılarından, eğitimcilerinden, danışmanlarından ve bu zirve de MZV YetGen’in bu yılki son dersiydi (21. Yüzyıl Yetkinlikleri YETGEN Eğitim Programı).

Eşim dostum ‘Neler öğrendin?’ ‘Kimler vardı?’ diye sorunca baktım anlat anlat bitmiyor. İyisi mi yazayım dedim. Hem öğrendiklerim pekişir hem de merak edenlerle paylaşmış olurum.

Hemen başlarken söyleyeyim Zorlu PSM yapılan etkinliğin bence en can alıcı yönü sürdürülebilir ‘akıllı bir hayat’ için birey sorumluluklarına yapılan vurgu oldu. Emin Çapa, Güven İslamoğlu, Atlas Sarrafoğlu bu düzenin böyle gitmeyeceğini hem bilimin hem gündelik hayatın verileriyle ortaya koydu. Organizasyonu yürüten Zorlulular da ikram ettikleri lokmalarımızı değil ama adımlarımızı saydı. Çünkü organizasyonun tabiata maliyeti olan karbon ayak izini silmeyi de hedeflemişler. Nereden kaç araç kullanarak kaç kilometre kat ettiğimizi soran anketler yaptılar. Gayet fark ettirici oldu.

Konuşmacılar ve panelistler ise 21.yüzyıl becerileri konusunda örnek alınacak, hikayesi öğrenilmeye değer insanlardı. Geçtiğimiz yılların MZV Gençlik Zirvelerini internetten takip etmiştim ve kıyaslayacak olursa organizasyon büyüyor niteliği de etkisi de artıyor görünüyor.

Barış Özcan’ın bu organizasyona özel bir video hazırlamıştı ve ardından Skype ile bağlandı. Öyle etkileyici bir sunum ve sohbet oldu ki kimse ‘Aaa kendisi gelmemiş, video konferansmış’ diyemedi. Erhan Hocayla sohbetleri dinleyicileri kilitledi. Fizik ve roket bilimden öyle benzetmeler oldu ki gün boyu kullanıldı o analojiler.

Bekir Konda ve Evrim Kuran kendi araştırma şirketlerinin toplum ve gençlik ve gelecek konusunda edindiği verileri paylaşırken başarıyı getiren direngenliğin önemi ve eğitimin torna-tesviye özelliğine dikkat çekip, karmaşık problemleri birlikte çözebilme yeteneğinin fark yarattığını anlattılar. Bekir Bey kendisinin de bizzat yürüttüğü projelerde toplanan verileri incelediğinde gelecekten ümit var olduğunu söyledi ve gençler oldukça motive oldu… Yani ben olduysam onlar da hayli olmuşlardır.

Ahu Serter gençlere ‘ilk milyonunuzu ne zaman kazanacaksınız?’ diye sorduktan sonra, bu ölümlü dünyada sıradan biri olmaktansan ‘birisi’ olmanın aşamalarını (leveller) öyle bir anlattı ki gençler molalarda oluşturulan konuşma köşelerinden birinde, Ahu Hanım’ın kurucusu oldu Arya’dan yatırım almak için sıraya girdi desem yeridir.

Sonra sahneye bir grup vinyl junki çıktı! Ortak paydaları kültür ve sanat olan dört güzel isim İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, gazeteci Kanat Atkaya, Zorlu PSM ’nin Genel Müdürü olan Murat Abbas Radyo Eksen ‘in yayın yönetmeni çok sabah sesiyle güne başladığımız Gülşah Güray ‘ın moderatörlüğünde tatlı tatlı sohbet ettiler. Keşke imkân olsaydı da kendi kariyer öykülerini kısa geçmeyip, o şair gibi ‘yaşadıklarından öğrendiklerini’ anlatsalardı. Zira müzik, şiir dolu bir ekipti.

Aradan döndük baktık sahnede kuyruklu piyano. Çok klasik olacak diye beklerken Ayşe Deniz Gökçin pop ve rock klasiklerini bir coverlamış bir coverlamış pür dikkat dinledik ve izledik. İzlenmeye de değerdi çünkü içi içine sığmamış dolaşmaya çıkmış bir insanı müziği yaşarken izledik. Youtube’da ADpianist hesabını takip edin. Ofiste çalışırken çok iyi fon oluyor. Test ettim. Ayşe Deniz’in Beethoven anekdotları programın videoları yüklensin bir daha dinleyeceğim ve kendi kendini motive eden heyecanlı sanatçıyı artık takip edeceğim. Sıra dışı. Not aldığım şu sözü paylaşmam lazım: ‘Çocuklarınıza erdemli olmayı öğretin; onları mutlu edecek olan para değil erdemdir.’ Demiş Beethoven

Diğer oturumda gençlerin pek az tanıdığı ama tanıştığına çok sevinmeleri gereken gazeteciler vardı. Oturum başlığı Yeni Akım Medyaydı ama ben daha çok 21. Yüzyılın en önemli becerilerinden biri olan medya okuryazarlığı konusunda ve girişimcilik konusunda şahane notlar almışım. Ruşen Çakır (medyascope) , Yavuz Oğhan ( online gazete Pencere ), Ahu Özyurt ( Women TV ) ve teyit.org‘dan şef editör Gulin Çavuş bilginin kaynağı ve şeffaflığı konusunu da ele aldılar.

Sonra bir asi bir isyankâr ekonomi yazarı Emin Çapa sahne aldı. Önce Dünya’da ve Türkiye’de ekonomik veriler neler gösteriyor, anlattı. Rakamlar, tablolar çok fena. Hani görmek istemek istemeyeceğiniz kadar… Tablolara videolardaki gibi blur koyulsa sansürlense yeri. Sonra bu ‘böyle gitmez, deniz bitti, yeni dünya, yeni ekonomi, yeni insan’ diyerek Hans Baron’un ‘yurttaşlık hümanizması’ olarak tanımladığı bu ve sonraki yüzyılın ihtiyaç duyduğu kafadaki insanı anlattı. Resmen ‘bizi rahatsız etmeye gelmiş’.

Aradan döndük sahnede kalabalık bir orkestra ve büyük bir koro. Gençler, iyi yürekli, cesur gençler ve çocuklar. Barış İçin Çal Orkestrası ve Engelleri Aşan Koro’dan neşeli, coşkulu, kendimizi eşlik etmekten alıkoyamadığımız eserler çaldılar, seslendirdiler ve işaret diliyle de gösterdiler. Sahnedeki gençler ve çocuklar görme, işitme veya başka engelleri olan, ‘rağmen’ başaran insanlardı. Şahanelerdi. İsimlerini not alamadım ama şefleri, hocaları, kurucuları ne büyük ne iyi ne güzel insanlar.

YGA’dan tanıdığımız bugünlerde dünyanın en akıllı girişimlerinden biri olan WeWalk kurucusu Sadık Ünlü, Otsimotr‘un kurucusu ve bu zirvenin müdavimlerinden olduğunu anladığımız Zafer Elçik ve Osteoid ‘in kurucusu Deniz Karaşahin toplumsal fayda üreterek kazan = kazansınlar iş modelini gençlere anlattılar. Kazan=kazansınları ben uydurdum. Çünkü dünyayı bu hale koyan wahşilerden çok ama çok farklı bu mü teşebbüsler. Yaptıkları ticarette Türkiye’deki ihtiyaç sahiplerine bedava yurt dışı pazarına ise cüzi fiyatla az zamanda daha çok insan özgürleşsin diye üretiyorlar. Konuşmaları sırasında defalarca alkışlamak istedik yanımdaki arkadaşım Açelya Nisa‘yla .

Sahne de bir ara ‘milyon ve milyar dolar’ arasında yatırım almaktan, değerleme görmekten bahseden yapay zeka girişimcileri öyle mütevazılerdi ki. Tazi_ai kurucusu Prof. Dr. Zehra Çataltepe, FalconAl Türkiye müdür Emre Laleli, DeepZen4 ‘den Şükrü Bezen (ki patron Taylan Kamış ABD’ye uçmuş acele, inşallah yatırım almaya ya da kazançlı bir anlaşmaya yapmaya gitmiştir) , Useinsider‘ın proje yöneticisi Çaglar İçer (ki kendisi profesyonel bir oyuncu anladığım kadarıyla üstelik komedi festivalinde filan sahne alan bir yetenek. @yerliyersiz)

Bitmiyordu… Kalben ah Kalp Hanım. Senin kafatasında bir kalp var gibi geldi bana. Böyle güzel konuşan, çalan, söyleyen bir insan. Senin şarkılarını hususi dinleyeceğim bundan böyle. ‘Gençlik çok değerli ve bir daha bu kadar çok ‘aptal’ olamayacağız.’ dedi. 1960’lardan direkt günümüze ışınlanmış ve ‘kendi küçük sistemlerinizi kurun’ mesajı taşıyan bir elçi gibi geldi bana.

Güven İslamoglu Türkiye’nin yiğit insanlarından biri. Mazlumun, yani doğanın yanında; zalime bazen meydan okuyan bazen tane tane anlatmaya çalışan yapımcı. Ekrana yansıttığı gerçekler önce tüylerimi ürperti sonra da döktü. Durum çok fena. İnanmazsan izle şunu biz izle! Chris Jordan’ın ALBATROSS film fragmanı. Güven Bey sahneyi, iklim aktivisti Atlas Sarrafoglu ile paylaştı. 12 yaşındaki bu insan ve arkadaşları iklim adaleti için mücadele veriyor ve ben de bir mani keder olmazsa nisan ayındaki grevlerine ailemle gideceğim. Anlamlı, değerli, hayati işler bunlar…

Sahneye elinde beyinle çıkacak diye beklediğim ama onun yerine bizim aklımızı alan sunumuyla Kerem Dündar, beynin ne kadar önemli olduğunu anlattı… Şaka 😀 Bu adamın diğer konuşmalarını da bulun izleyin. Benim çocuğumun tabiriyle ‘efso’ insanlardan biri ve aklınızdan geçen ne varsa yetenek, başarı, mutluluk, sağlık… Ondan öğrenecek çok şey var.

Ve kapanışta ‘yok canım Cem Yılmaz’ vardı ve hiç de yaşlanmamıştı. Etkinlik başlamadan ekranlarda adı dönüyordu ve bizler onu hologram şeklinde filan gelip de soru-cevap yapacağını düşündük. Adam çıktı geldi ve soru – cevaptan ziyade soru-kapak yaptı. Ama ne yapsın canım salondaki gençler heyecanla eğlence yaratacak sorular sordu. Ama size bir şey deyim bu adam en az komedyen olduğu kadar bireysel gelişim uzmanı. Adamın konuşmasında öyle aforizmalar vardı ki hepsi orijinal ve kompozisyon ödevi olarak verilse yeridir. “Bu hayatın inisiyatifini kime verebilirsin ki? Onlar beni aralarına almaz diye düşünme, yap, sana yer var. Hayal kırıklıklarından ne korkacaksın, onlar zaten maceranın kendisi. Okulda 50 alsan geçersin de 100 alabileceğin bir hayat bu.’ Daha neler neler. Bir dahakine sadece konuşma yapsın, soru almasın lütfen.

Açılışı Zorlu YK’dan Olgun Zorlu Bey yaptı. Bu çok nazik bir hareket. Yani diyorlar ki ‘biz finanse ettik, paraysa para mekansa mekan’. Aileden birini geliyor, katılıyor, desteği candan veriyor. Ve programa bizzat Ahmet Nazif Zorlu geldi. Erhan Hoca sahneye davet etmese hiç çıkmaya niyeti yok gibiydi. Ama iyi ki de çıktı ve bu kurumu Zorlu bir kurum yapan değerleri kendi kariyer öyküsünde birkaç dakikada verdi.

Bu işleri yapan MZV çalışanlarını, YetGen gönüllülerine ayrıca teşekkür etmek gerek ama onlar perde ve ışık arkasındaki kahramanlar büyük bir sorumluluk, akıllıca ve cesurca bir organizasyon. 2020 MZV Gençlik Zirvesi’nde görüşme üzere… Dilerim davetiye yine bulurum.

BU YÜZ YIL BANA ÖĞRETİR

İnsanlık yüz binlerle ifade edilen tarihi boyunca bugünkü kadar hızlı, güçlü değişimler yaşamadı. Örneğin 20 yüzyılın başına kadar insanlar motorlu bir araçla uçmayı başaramamıştı. İnsanın tarih sahnesine çıkışından uçağın icadına kadar 200 bin yıl geçmişti. Ancak son 120 yıla bakınca insanlık drone’larla pizza teslimatı yapan, Mars’a insansız araştırma cihazları gönderir duruma geldi. 50 yıl öncesine kadar elektriği olmayan bir evde dünyaya gelmek olağan sayılırdı ama şimdi internet ağının olmaması büyük bir yoksunluk. Bu hızlı değişimin altında yatan bilginin an be an çoğalması ve bilgiye erişimin kolaylığı. Hal böyle olunca bu çağın insanının geçmiştekilerden farklı, yeni becerilere sahip birey olarak yetişmen önemli.

Uluslararası kuruluşlar detaylı bir çalışma sonucu etraflı bir “21. Yüzyıl Öğrenme Çerçevesi” geliştirilmiştir. Bu çerçeve ile öğrencilerin gelecekteki iş ve yaşamlarında başarılı olmaları için gereken yetkinlik, bilgi ve deneyimleri tanımlanmaktadır. Günümüz toplumlarında başarı için gerekli olduğu otoriteler tarafından tespit edilen bu beceriler, yetenekler ve öğrenme eğilimleri kazanmanın, çocuklarımıza kazandırmanın tam zamanı.

Çağdaş eğitim bilim ve iş dünyası kuruluşları bugünün ve yarının insanının yani senin sahip olman gereken nitelikleri kısaca tanımlamak için kısaca ‘21. Yüzyıl Yetkinlikleri’ ifadesini kullanıyor. Bu yetkinlikler / beceriler nelerdir derseniz; yenilenme, duygusal zekâ, yaratıcılık, problem çözme, zihinsel esneklik, uyum, sanat – edebiyat – dijital – finans – veri – bilim – medya okuryazarlığı, eleştirel düşünme, kişiler arası ve yapay zekâyla iletişim, kültürel duyarlılık, yaşam boyu öğrenme.

Bundan önceki cümlede birbiri ardı sıraladığım kavramların her biri için koca koca şirketler, dev eğitim organizasyonları, büyük büyük insanlar aylarca hatta yıllarca kafa patlatmış. Tezler, makaleler, araştırmalar, toplantılar, raporlar… Öğrenecek çok şey var. Öğrenmeye gelişmeye devam.

B+İLGİLİ VELİLER

Her anne babanın çocuklarının ihtiyaçlarını, isteklerini karşılamaya yönelik doğal bir ilgisi var ve bu ilgi çocuğun gelişimi için çok önemli. Ancak yetmiyor. Çağımız özellikli insanlar bekliyor. Küçülen dünyayı, ekonomik gelişmeleri, bilginin çoğalma ve yayılma hızını düşününce bu ‘ilgi’ sözcüğünün başına ‘b’ harfini de getirmek gerekiyor: B+ilgili olmak gerek. Ve bu satırları okuyan sizi tebrik etmek istiyoruz. Çünkü bilgiye açıksınız.

İş dünyasının öngörüsüne göre bugünkü mesleklerin yüzde 65’i 2030-2040 yılında olmayacak. Bunların yerine yeni meslekler ortaya çıkacak. Tabi ki kaybolacak meslekler kadar şu anda adını bile bilmediğimiz, o günün ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıkacak meslekler de olacak. Çocuklarımızın gelecek tasarımı konusunda rehberlik edecek yetişkinlerin zamanı okuyabilmesi, çocuklarına avantaj sağlayacaktır.

Peki anne-babalar yeni nesi ebeveyn nasıl olur?’ diye soracak olursanız Bu sorunun cevabı da 21. Yüzyıl becerisi gerektiriyor: Yaşam boyu öğrenme.

Bu konudaki çalışmalarınıza internette ve sosyal medya gezintilerinizde bu kavramları araştırarak başlayabilirsiniz.

21.YÜZYIL B+İLGİLİ ANNE-BABA İSTER

Çağın ihtiyaç duyduğu insanın nitelikleri tanımlayan ’21. Yüzyıl yetkinlikleri’ eğitim dünyasının en popüler kavramlarından biri. Müfredatı, eğitim – öğretim yöntemlerini, ölçme değerlendirme süreçlerini, öğretmen yeterliliklerini etkileyen bu kavramın, ebeveynlere de değişim yaşatması gayet olağan.

Çünkü eğitim-öğretim bir bütün. Eğitim-öğretimi okulun bahçe duvarlarının içinde yaşanan bir süreç olarak düşünen bir velimizin olmadığını düşünüyoruz. Üstelik çocuğun ilk öğretmenlerinin onun aile fertlerinin olduğu, onun çocukluk çağının en güçlü rol modellerinin yine aileden kimseler olduğu da biliniyor. Bu anlamda ebeveynler bir dersin öğretmeni gibi alan uzmanlığına sahip olması beklenmese de ‘çocuk yetiştirme’ konusunda bir eğitimci bakış açısı kazanmış olması gerekli. Elbette annelerden babalardan birer eğitim profesyoneli gibi davranmaları beklenmesi gerçekçi olmayacaktır. Benim işaret ettiğim konunun çocuk yetiştirme boyutundaki ebeveyn tutumları.

ÇOCUĞA BAKMAKLA ONU YETİŞTİRMEK AYNI ŞEY DEĞİL

Eğer çocuklarımızın 21.yüzyılın becerilerini kazanmasını dert etmiyorsak, çocuk yetiştirmekten bahsetmeyelim. Çocuğun yemeği giyimi temizliği barınması da önemlidir ama bu yetiştirmek değil çocuğun bakımıdır.

Hoş, bu çağın ihtiyaçlarına vurgu yapan 21.yy becerilerinin pek çoğu önceki yüzyıllar için de geçerliydi ancak toplumlar ve insanlar arasındaki etkileşimin daha önce bu kadar yoğun-hızlı-gülçü olmamıştı. Gelecek bugünkü kadar ön görülemez değildi. Finans, ekran, medya okur yazarlığı herkes için şart değildi. Yaşam boyu öğrenme, esneklik, uyum, girişimcilik, öz yönelim, eleştirel düşünme, kültürler arası farkındalık kavramları beceri değil kişilik özelliğiydi ve herkeste olması beklenmezdi.

Ekonomi dünyası istiyor diye değil, çocuklarımız kendi ayakları üzerinde durabilsin daha önemlisi diğerinin de ayağa kalkmasına, ilerlemesine yardım edebilsin diye onları iyi yetiştirmeliyiz.

Gelelim kurabiye pişirmeyle 21.yy becerilerinin alakasına:

Kurabiye pişirme niyeti: Girişim, risk alma.

Tarifi Youtube’dan bulmak: Bilgiye ulaşma,

Malzemeleri hazırlama: Planlama

Hamur yapma: Kaynakları doğru kullanma.

Fırın açma ve pişirme: Veri okuma, zaman yönetimi

Amaç: Kendisine kitaplar, kaynaklar gönderen büyüklerine teşekkür yani sosyal beceriler, ilişki yönetimi daha önemlisi teşekkür etmeyi bilmek, iletişim, kıymet bilmek

Mutfağı babaya temizletmek: Yönetim becerisi.

Bırakalım çocuklar mutfak girsin. Sınav sistemini, ekonomiyi bahane etmeden, onların liseyi üniversiteyi bitirmesini beklemeden hayata karışsın.

ÇAĞIN İNSANI OLMAK YA DA OLMAMAK

Eğitim, içinde bulunduğumuz zamanı anlamak ve ömrümüzün geri kalanını geçireceğimiz çağ içinde bir öngörü geliştirmek, hazırlık yapmayı sağlamalı. Peki, bu ‘eğitim’ kimin işi? Sadece okulların mı? Üstelik çoğu bu çağa ait olmadığını bildiğimiz okulların ve öğretmenlerin mi?

Eğitimi bir olgu olarak ele alıp ’21. Yüzyılın Eğitimi’ kavramını da insan yetiştirmekten sorumlu herkesin sabit gündemi olması, az zamanda çok şey yapabilmenin formülü diye düşünüyorum. Anne-babalar, okul öncesi öğretmenlerinden akademideki hocalara, siyasetçilerden işletmecilere kadar bir toplumsal sorumlulukla ‘Günümüzün ihtiyacı, yarına kalmamızı sağlayacak insanlar nasıl yetiştirilir? sorusuna yanıt olacak düşünce ve tutum içinde yaşanması gerekiyor.

Çünkü mesele 21. yılda işsiz kalmamak, kariyer sahibi olmaktan çok daha fazlası ve çok boyutlu. Meselenin ülkemizin ve dünyanın yarına kalmasıyla ilgili. Ekonomi, çevre, güvenlik, barış, yoksulluk, şiddet, sağlık, eğitim, nüfus, içme suyu, tarım, sudaki yaşam, göç, teknoloji, ekoloji ve bu sözcüklerin çağrışım yaptığı hayatı yaşanılır veya yaşanılmaz kılan her şey, ‘insanla’ alakalıysa, insan bunlardan sorumluysa… Evet, başta toplumda etki oluşturan politikaları üretenler olmak üzere her birimiz bu çağın insanını eğitmekten sorumluyuz.

Eğitmek derken lütfen ‘yarının büyüklerini’ yetiştirmekten bahsetmiyorum. Beşikle mezar arasındaki her insanın eğitiminden bahsediyorum. Yani 5 yaşındaki çocuğun satın alınan her oyuncağın ve giyeceğin tabiata su, kimya ve enerji olarak maliyeti olduğunu hissetmeli, 75 yaşındaki Sakine Teyze de evinde çıkan atıkları dönüşümü konusunda yeni davranış kazanmalı.

Bu ve sonraki yüzyılın eğitimi meselesini başlık yapacağım şu ifadeyle özetleyebilirim: “Çağın insanı olmak ya da olmamak.’

Bu konuda anlatacağım şeyler olacak. Bu sayfayı da o yüzden ayırdım. Ara sıra sayfama uğrarsan sevinirim.